Hayat bazen insanı dar bir sokağa sıkıştırır. Ne ileri gidebilirsin ne geri dönebilirsin. İşte o anın adı çoğu zaman çaresizliktir. İnsanın içini kemiren, geceleri uykusunu bölen, kalbine ağırlık gibi çöken bir duygu…
Çaresizlik; elinden geleni yaptığını düşündüğün halde sonuç alamadığında başlar. Bir anne evladının derdine çare bulamadığında, bir baba evine ekmek götüremediğinde, bir genç hayallerine ulaşamadığında… İnsan en çok da gücünün yetmediği yerde sınanır.
Ama belki de çaresizlik, sandığımız kadar “son” değildir. Bazen bir duraktır. İnsanı durdurur, düşündürür, iç dünyasına çevirir. Çünkü en büyük dönüşümler çoğu zaman en büyük sıkışmışlıkların içinden doğar. Tohum toprağın altında karanlıkta çatlar; o karanlık olmasa filiz de olmaz.
Toplum olarak da zaman zaman çaresiz hissediyoruz. Ekonomik sıkıntılar, adaletsizlik duygusu, yalnızlık, güvensizlik… İnsan kalabalıkların içinde bile kendini yapayalnız hissedebiliyor. Oysa belki de en büyük çare, birbirimizin elini tutmaktan geçiyor. Bir insanın yükünü hafifletmek, bir kalbe dokunmak, bir cümleyle umut olmak…
Çaresizlik insana sabrı öğretir. Sabır ise insanı olgunlaştırır. Elbette hiçbirimiz acıyı romantikleştirmek istemeyiz. Kimse zor günler yaşasın istemeyiz. Ama hayatın gerçeği şu ki; güçlü olmak, hiç düşmemek değildir. Düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmektir.
Belki bugün kendini çaresiz hissediyorsun. Belki kapılar yüzüne kapandı, belki duaların cevapsız kaldı sandın. Ama unutma; insanın en karanlık anı, şafağa en yakın olduğu andır. Çaresizlik, bazen yeni bir yolun başlangıcıdır. Yeter ki umudu tamamen kaybetmeyelim.
Çünkü umut, insanın içindeki en büyük çaredir.
Fatma Daştan
