Ekoloji

Bir çocuk, deprem ve TOKİ savaşı

Samandağ'da tarım arazileri, ülkedeki son Ermeni köyü de dahil olmak üzere Alevi, Sünni, Hristiyan köylerindeki araziler yok olma tehdidi altında. Peki tüm bunlar serebral palsi hastası olan bir çocuğu nasıl...

5 dk okuma 0
Paylas:

Sesli Haber

0:00



Bir çocuk, deprem ve TOKİ savaşı

Samandağ’da tarım arazileri, ülkedeki son Ermeni köyü de dahil olmak üzere Alevi, Sünni, Hristiyan köylerindeki araziler yok olma tehdidi altında. Peki tüm bunlar serebral palsi hastası olan bir çocuğu nasıl etkileyecek?

‘İmara uygun değil’ denilen Dikmece’ye nasıl TOKİ yapılır?

Alın terinin üzerinde konutlar yükselirken: Dikmeceliler direniyor

*
Hatay’da depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen kent hala enkaz halinde. Ancak köylerde merkezlere göre daha az enkaz söz konusu. Samandağ’da da kent merkezinden uzaklaştıkça enkazlar da geride kalıyor. Vakıflı üzerinden Hıdırbey’e çıktıkça çevremizi zeytin, defne ve narenciye ağaçları kaplıyor. Artık denizle Kel Dağı’nın birleştiği eşsiz manzaraya en tepe noktadan bakıyoruz.

Bölgedeki alevi köyünden adını paylaşmak istemeyen bir yurttaş, bölgeyi işaret ederek zeytin, meşe, defne, mandalina, portakal, limon ağaçları olduğunu anlatıyor.

Ülkedeki son Ermeni köyü Vakıflı’nın yanında Alevi, Sünni, Hıristiyan, Türkmen ve Gastronomi köylerinin yan yana yaşadığından bahseden yurttaş, ardından birkaç gün önce aldığı mesajı gösteriyor:

“Adınıza kayıtlı taşınmaz üzerinde Samandağ Tapu Müdürlüğü’nde … sıra no ille Re’sen Kamulaştırmasız El Koyma Suretiyle Tescil işlemi yapılmaktadır.”

Çevre Avukatı İsmail Hakkı Atal, Re’sen Kamulaştırmasız El Koyma’yı şöyle açıklıyor:

“Hukuk sistemine ters bir şey. Kamulaştırma işlemi, hukuki prosedür dahilinde olur. Kamulaştırmasız el atma hukuki prosedür uygulanmaksızın yapılır. Yani vatandaşın malı orada durur. Tarlası, arası vardır, oradan karayolları bir yol geçirir, sonra vatandaş kamulaştırmasız el atmanın iptali ya da el atma nedeniyle tazminat davası açar. Şimdi bunlar yeni Türkiye yüzyılında aslında hukuki prosedüre tabi olmayan kamulaştırmasız el atmayı hukuksuz bir işlemi hukuki bir prosedür üstüne oturtur.”

Benzer bir mesajı Dikmece’de zeytinliklerin olduğu bölgede yaşayan yurttaşların da telefonlarında görmüştük.

Hıdırbey’de depremden sonra aylarca altı kişi konteynerde kalan ve ikiz çocuklarından biri serebral palsi olan bir yurttaş da yine aynı mesajdan bahsediyor. Bir sabah uyanıyor ve artık tapularının olmadığını gördüğünü şöyle anlatıyor:

“‘Verdikleri parayla yeni ev alırsınız’ diyorlar. Burası küçük bir yer, alan kalmadı ki. 277 tane yeni tapu alındı. Ama bu 277 tapu birer dönümden değil, babamın bir tapusu 5-6 dönüm şeklinde. Yani elimizde olan tüm topraklar gitti. Biz para değil, yaşadığımız yeri, komşumuzu, ailemizi, geniş ailemizi görmek istiyoruz etrafımızda. Bu yüzden topraklarımız, tapularımız önemli. Onun dışında bu doğa yok ediliyor, organik tarım, etnik yapı yok ediliyor. Bizim burada komşularımız hristiyan, sünni, alevi hepimiz farklı dinlerdeyiz ama birlikte yaşıyoruz. Bunu da görmezden geliyorlar. Bu görmezden gelinemez. Hatay, Samandağ medeniyetler şehri. Bu göz önüne alınarak düşünülmeli her şey. Bunlar yok edilmemeli. Hatay özel bir şehir. Birçok insan diyor ki ‘itiraz ediliyor’. İtirazın nedeni bunlar. Bunlar düşünülerek plan, program, proje yapılmalı. Bunlar iptal edildiğinde eski Samandağ, bu doğa, bu tarım olmayacak. İnsanlar hem memleketinden hem gelir kaynaklarından mahrum kalacaklar, ailelerinden ayrı yaşamak zorunda kalacaklar.”

Tapu Müdürlüğünden mesajın kendilerine birkaç gün önce geldiğini anlatan ve “Bir hafta 10 gün. Bir hafta içinde tapularımız iptal edildi, şu anda adımıza tapu yok. Düştü sistemden” diyen yurttaşın çocuklarından Serebral Palsi hastası olan Deniz, annesinin yanında tekerlekli sandalyesinde oturuyor. Arkasında Kel Dağı manzarası, yanında kediler var. Barış ise sessizce uzaktan konuşmaları dinliyor. Ailenin bizi ağırladığı ev, Deniz’in hastalığı nedeniyle olmazsa olmaz durumda. Kredilerle, borçlarla zar zor yaptıkları ev de artık düşürülen tapular nedeniyle tehlike altında. Ancak aile evlerini terk etmemekte kararlı.

Halihazırda depremden sonra kaldıkları çadır ve ardından konteynerde Deniz’in gelişim geriliği yaşadığını belirten aile şunları söylüyor:

“Depremden hemen sonra çadırda ve dışarıda yaşadığımız için ilk konteynere geçtiğimizde o kadar lüks ve konforlu geldi ki, arkadaşım geçen bana bunu hatırlattı; ‘Bir aradın, o kadar mutluydun ki artık sıcak suyun var, tuvaletin var, özel bir alanın var’ dedi. Bu beni çok mutlu etmişti. Ama zaman içerisinde bu durum sıkıntılara dönüşmeye başladı. Benim oğluma fizik tedavi yapmamız lazım, yapamaz olduk. Zaten depremden sonra tüm kurumlar, hastane kapatıldı. Benim çocuğum depremden sonra çok şeyden geri kaldı. Bu yüzden gelişim geriliği oldu. Çünkü tedavisine devam edemedik. Fizik tedaviye devam edemedik bu çok olumsuz etkiledi. Aynı şekilde konteynerde iki tane birinci sınıf, bir tane özel çocuğum ve iki tane yaşlıyla yaşadım ben.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir