Zamanın Ötesinde Bir Yolculuk

İnsanoğlu var olduğu günden beri gökyüzüne bakıp şu soruyu sordu: Zaman nedir? Bir akarsu gibi durdurulamaz mı, yoksa sadece bizim zihnimizin yarattığı bir ölçü birimi mi?

Zamanın Ötesinde Bir Yolculuk

Nail Türkoğlu- Araştırmacı yazar Hamza Yardımcıoğlu’nun perspektifiyle, zamanın sadece bir saat tıkırtısından ibaret olmadığını; kütle çekimiyle bükülen, kuantumla parçalanan ve kadim tarihin içinde gizlenen devasa bir hakikat olduğunu görüyoruz.

Zamanın Tanımı: Hareketin Ölçüsü

Zaman, aslında kendi başına var olan "somut" bir madde değildir. Uzunluğu cetvelle, ağırlığı tartıyla ölçtüğümüz gibi, hareketi de zamanla ölçeriz. Eğer evrende hiçbir hareket olmasaydı, zamandan bahsetmek imkansız olurdu. Bu bağlamda zaman, hareketin hızı ve kütle çekimiyle doğrudan ilişkilidir.

İzafiyet Teorisi bize şunu kanıtlamıştır: Zaman sabit değildir. Işık hızına yaklaştıkça veya kütle çekimi arttıkça zaman yavaşlar. Bu durum, zamanın manipüle edilebilen bir olgu olduğunu gösterir. Bugün dünyada birçok insan zamanın daha hızlı aktığını hissediyor. Bu sadece psikolojik bir durum mu, yoksa güneş sisteminin içine girdiği devasa bir kütle çekim alanı olan "Büyük Çekici"nin (Great Attractor) bir etkisi mi? Eğer kütle çekimi artıyorsa, zamanın akış hızının değişmesi bilimsel olarak kaçınılmazdır.

Kuantum Mekaniği ve "An"ın Ölçülmesi

Bilim dünyası artık zamanı en küçük parçalarına kadar bölebiliyor. Sicim Teorisi'ne (String Theory) göre zaman, tıpkı bir sinema filminin kareleri gibi kesikli parçalardan oluşur. Bir saniyenin 10^{-43}'te biri kadar olan bu sürece "Planck Zamanı" denir. Bu, evrenin "anlık" kareleridir.

Bu noktada karşımıza Tekillik (Singularity) kavramı çıkar. Kara deliklerin merkezinde zamanın başı, sonu ve "şimdi"si tek bir noktada birleşir. Tıpkı bir çemberin başlangıç noktasının aynı zamanda bitiş noktası olması gibi, zaman da lineer (doğrusal) değil, döngüsel bir yapıya sahiptir. İbn Arabi gibi kadim düşünürlerin "zaman sadece bir andır" demesiyle modern kuantum fiziğinin "tekillik" tanımı burada muazzam bir paralellik gösterir.

Kadim Medeniyetler ve Gökyüzüne Kafa Tutmak

Tarih boyunca Nuh Tufanı veya Babil Kulesi gibi olaylar, aslında insanlığın teknolojik ve bilimsel olarak en zirveye ulaştığı, ancak bu gücü yanlış kullanarak "hadlerini aştığı" dönemlerin sonu olarak yorumlanabilir. Kur’an-ı Kerim’de Nuh kavminin göğü "tabakalar halinde görebilecek" bir seviyede olduğu işaret edilir. İnsanlık ne zaman zamana müdahale etmeye veya gökyüzündeki otoriteye savaş açmaya kalksa, sistem kendini sıfırlamıştır. Bugün kuantum çiplerin paralel evrenlerde işlem yapmaya başlaması, insanlığın yeniden o "kritik eşiğe" geldiğinin işareti olabilir.

Kader ve Zaman Yolculuğu

Zaman yolculuğu teorik olarak mümkündür. Işık hızının altında hareket ederek geleceğe (Ashab-ı Kehf örneğinde olduğu gibi), ışık hızının üzerine çıkarak geçmişe gidilebilir. Ancak zaman yolculuğu, evrenin en büyük gücüdür ve bir "güç tekeli"dir.

Kader ve özgür irade, zamanın dışından bakıldığında birbirini dışlayan kavramlar değildir. Bizim için "gelecek" olan, aslında çoktan yaşanmış ve bitmiş bir hakikattir. Bizler sadece o karelerin içinden geçen gözlemcileriz. Hızır (as) kıssası, geleceğin bilgisiyle geçmişe müdahale ederek "zaman çizgisini" koruma misyonunun en somut örneğidir.

Entropi ve Ruhun Ölümsüzlüğü

Fizik yasalarına göre madde olan her şey bozulmaya (Entropi) mahkumdur. Beden eskir, hücreler yaşlanır ve sonunda ölür. Ancak ruhun bir kütlesi yoktur. Kütlesi olmayan bir yapı, zamanın ve kütle çekiminin yıkıcı etkisinden (entropiden) etkilenmez. Bu bakımdan beden sadece geçici bir "elbise", ruh ise zamanın ötesinde bir bilinçtir.

Sonuç: En Değerli Hazine

Zaman, evrendeki her şeyin ham maddesidir. Parayla satın alınamayacak, geri getirilemeyecek tek şeydir. Modern dünya bizi hızla bir "dip noktasına" ve yozlaşmaya sürüklese de, büyük sıçramalar her zaman dipten yapılır. İnsanlık olarak bir çağın kapanışına ve muazzam bir geçiş sürecine tanıklık ediyoruz.

Bu yolculukta unutulmaması gereken en büyük gerçek; öleceğini bilen bir insanın, bir saniye daha kazanmak için tüm servetini verebileceğidir. Öyleyse, bu değerli ham maddeyi boşa harcamamak ve zamanın ardındaki o tekillik noktasını, yani birliği kavramak en büyük amacımız olmalıdır.