Dargın Dağlar ve Yorgun Yollar

İnsan ruhu, sevdayı sadece bir duygu olarak değil, bir menzil olarak yaşar. Bu menzile giden yolda karşılaşılan engeller bazen fiziksel birer nesne olmaktan çıkar, birer duygu durumuna dönüşür. Sevilenin memleketindeki dağlar sadece birer kaya kütlesi değil, aşılması imkansız gurur duvarlarıdır; yollar ise sadece toprak değil, bitmek bilmeyen bir bekleyişin yorgunluğudur.

Dargın Dağlar ve Yorgun Yollar

İnsanoğlu her derde bir derman arar ancak söz konusu "gönül yarası" olduğunda, dermanın bizzat derdi verende saklı olması büyük bir paradokstur. Aşkın bir "çaresi" olup olmadığını sormak, aslında o acının içinde erimeyi kabul etmektir. Buradaki sızı, fiziksel bir ağrıdan ziyade, bir varoluş sancısıdır. İnsan, uğruna sızladığı şeyi kaybetmekten korktuğu kadar, o sızının bitmesinden de korkar; çünkü sızı biterse, bağ da kopacaktır.

Dağlara Dargın Olmak

İnsan, duygularını dış dünyaya yansıtır (projeksiyon). Sevdiğine ulaşamayan birinin öfkesi sadece kendine veya sevdiğine değil, aradaki mesafelere de yönelir:

  • Dağlar: Aşılması gereken zorlukları ve ulaşılmazlığı temsil eder. Dağa dargın olmak, kadere duyulan sessiz bir isyandır.

  • Yollar: Umudun ve hayal kırıklığının her gün yeniden adımlanmasıdır. Yol yorgunluğu bedende değil, ruhun "artık varamıyorum" deyişindedir.

Gözlere Sürgün Olmak

"Sürgün" kavramı normalde bir cezadır; vatanından koparılmaktır. Ancak aşk felsefesinde sürgün, sevilenin gözlerinde hapsolmak ama asla oraya ait olamamak demektir. Gözlerine sürgün olan birisi için dünya artık bir anlam ifade etmez. Onun için tek gerçek vatan, o bir çift bakıştır. Oradan kovulmak, hayattan kovulmakla eşdeğer görülür.

Yaşam ile Ölüm Arasındaki İnce Çizgi

Sevgilinin yokluğunu "zulüm" olarak nitelendirmek, aşkın otoriter tarafını gösterir. Aşk, aşığını kendi kurallarıyla yönetir. Kalpte açan "gül", hem güzelliği hem de dikenleri (acıları) temsil eder. "Yâr gelmezse gelsin ölüm" ifadesi, aslında bir intihar çağrısı değil, "senin olmadığın bir yaşamın, yaşam olma vasfını yitirmesi" durumudur. Bu, tam bir teslimiyet halidir.

Sevdanın Bedeli

Hayat, her zaman kavuşmalar üzerine kurulu değildir. Bazen sadece "yorgun olmak", "dargın kalmak" ve "sürgün yaşamak" bile sevdanın kendisine dahildir. İnsan, yollar ne kadar yorucu, dağlar ne kadar geçit vermez olursa olsun, kalbindeki o "gül" için yürümeye devam eder. Çünkü aşkın en büyük trajedisi, hem öldürmesi hem de sadece o acıyla yaşatmasıdır.

Nail Türkoğlu